• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Edebiyat Gazetesi

Haftalık Kültür Sanat Haber Gazetesi

DİVANÜ LUGATİ'T TÜRK

Eser Türk lehçelerindeki harflerin alfabe sırasına göre düzenlenmiş ve eserde manaların iyi anlaşılması için örnek cümlelere yer verilmiştir.

 

Divanü Lügati’t-Türk (Günümüz Türkçesi ile: Türk Diyalektleri Sözlüğü), Kaşgarlı Mahmud tarafından Bağdat’ta 1072 – 1074 yılları arasında yazılan Türkçe-Arapça bir sözlüktür. Türkçenin bilinen en eski sözlüğü olup, batı Asya yazı Türkçesi hakkında var olan en kapsamlı ve önemli dil anıtıdır. Eser Halife Ebtilkasım Abdullah’a sunulmuştur.

Kökleşik Arap Sözlük bilgisi ilkelerine göre hazırlanmış olan sözlük, Kaşgarlı Mahmud’un Türk boyları hakkındaki etraflı bilgisinin yanı sıra, Arap Dil bilimi konusunda da esaslı bir eğitim görmüş olduğunu gösterir.

Türkçenin önemli bir dil olduğunu anlatmak ve Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmıştır. Eser Türk lehçelerindeki harflerin alfabe sırasına göre düzenlenmiş ve eserde manaların iyi anlaşılması için örnek cümlelere yer verilmiştir.

Divanû Lügati’t-Türk bir sözlük olarak hazırlanmasına rağmen Türk sosyolojisi, psikolojisi, edebiyatı, gelenek ve görenekleriyle ilgili bilgi veren ve nesir parçaları, bazı vakalar çeşitli örneklerle zenginleştirilmiş bir ansiklopedi niteliği göstermektedir. Bu dönem ürünleri içerisinde Türk edebiyatının en eski yıllarına kaynaklık eden en önemli eserdir.

Mensur (düzyazı) bir eserdir. Bu yönüyle dönemin diğer eserlerinden ayrılır. Ancak eserin içindeki koşuk, sagu gibi örnek şiir parçaları nazma da yer verildiğini göstermektedir. Sekiz bölümden oluşan eserde 7500 kelime ve Arapça karşılıklarıyla bunların kullanıldığı örnek cümle veya şiirler; sagu, koşuk ve sav örnekleri; dilbilgisi kuralları ve o devirdeki Türk boylarını gösteren bir harita bulunmaktadır.

Kaşgarlı Mahmut, kelimeleri göçebe boylar arasında gezerek bizzat kendisi derlemiştir. Dilbilgisi kurallarına eserinde yer veren bir filolog; Türk boylarının etnik durumunu şemayla anlatan, Türk toplulukları hakkında bilgi veren bir etnograf; ayrıca Türk boylarının yerleşim alanını gösteren bir harita çizmiş olan ilk Türk haritacısıdır.

Kaşgarlı Mahmud, Divân-ı Lügati’t-Türk’e şöyle başlar;

Esirgeyen, koruyan Allah’ın adıyla

“Allah’ın, devlet güneşini Türk burçlarından doğurmuş olduğunu ve Türklerin ülkesi üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş olduğunu gördüm. Allah onlara Türk adını verdi. Ve yeryüzüne hâkim kıldı. Cihan imparatorları Türk ırkından çıktı. Dünya milletlerinin yuları Türklerin eline verildi. Türkler Allah tarafından bütün kavimlere üstün kılındı. Hak’tan ayrılmayan Türkler, Allah tarafından hak üzerine kuvvetlendirildi. Türkler ile birlikte olan kavimler aziz oldu. Böyle kavimler, Türkler tarafından her arzularına eriştirildi. Türkler, himayelerine aldıkları milletleri, kötülerin şerrinden korudular. Cihan hâkimi olan Türklere herkes muhtaçtır, onlara derdini dinletmek, bu suretle her türlü arzuya naili olabilmek için Türkçe öğrenmek gerekir.”

Kaşgarlı Mahmud’un 11. yüzyılda Balasagun’u merkez alarak çizdiği Dünya haritası o dönem Türklerinin yaşadıkları bölgeleri ve dağılımlarını göstermesi bakımından dikkate şayandır. Harita, Türklerin bulunduğu bölgeleri göstermek amacıyla çizilmiştir. Daire şeklinde olan haritanın çevresinde Doğu, Batı, Kuzey, Güney yönleri belirtilmiş, bazı deniz ve ırmaklar gösterilmiştir. Batıda işaret edilen yerler İdil boylarına, yani Kıpçakların ve Frenklerin oturdukları bölgelere kadar uzanır. Güney-Batıda Habeşistan’a, Güneyde Hint, Sint, Doğuda Çin ve Japonya’ya işaret edilmiştir.

Genel Özellikleri:

  • 11. yüzyılda yazılmıştır.
  • Türkçenin ilk sözlüğü, antolojisi, ansiklopedisi ve dil bilgisi kitabidir.
  • Araplara Türkçe öğretmek, Türkçenin yaygınlığını göstermek için yazılmıştır.
  • Kaşgarlı Mahmut, birçok Türk boyunu gezerek derlemeler yapmıştır.
  • Sözcükleri örnekleyen atasözleri ve şiirler kullanmıştır. (Bu özelliği, onun, kendinden sonraki Türk edebiyatı için çok önemli bir kaynak olmasını sağlamıştır.)
  • Kitabın yazıldığı metin Hakaniye lehçesiyle, açıklamaları ise Arapçayla yazılmıştır.

- 11. yy'da (1072-1074) Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılmıştır.

- Ebul Kasım Abdullah'a sunulmuştur.

- "Türk Dili'nin Toplu Sözlüğü" anlamına gelir.

- Türkçenin ilk sözlüğü ve dilbilgisi kitabıdır.

- 7500 Türkçe kelimenin Arapça karşılığı verilmiştir.

- Türk dilini Araplara öğretmek amacıyla ve Arapça olarak yazılmıştır.

- Yazar Türkçe kelimelerin karşılıklarını göstermiş ve bunu halk dilinden derlediği örneklerle açıklamıştır. Eserin asıl önemi, bu derleme metinlerden ileri gelmektedir.

- Türk boyları ve coğrafyası ile Türklerin örf ve gelenekleri üzerine önemli bilgiler vardır.

- Devrinin Türk dünyasını gösteren bir harita da esere eklenmiştir.

 

Divanü Lugati't-Türk, Karahanlı döneminden -Kutatgu Bilig'ten sonra- bize kalan ikinci önemli eserdir. Kaşgarlı Mahmud bin Hüseyin bin Muhammed tarafından hazırlanmış olan Türkçenin bilinen ilk sözlüğü Divanü Lugati't-Türk'tür (asıl adı: haza kitabu divani lugati't-Türk). Yazar hakkındaki bilgilerimiz kendi kitabında yazdıklarıyla sınırlıdır. Bu bilgilere göre babasının adı Hüseyin'dir. Kendisinin Kaşgar'da doğduğu eserinden anlaşılıyorsa da Barsgan şehrini anlatırken kullandığı bir ifadeden babasının Barsganlı olduğu düşünülmektedir. Yine eserinden anlaşıldığına göre, Türkçeyi, Türkçenin lehçelerini ve Arapçayı iyi bilmektedir.

Divanü Lugati't-Türk'ün tek yazma nüshası vardır. Bu nüsha Diyarbakırlı Ali Emirî Efendi tarafından 1917 yılında bir sahaftan satın alınmıştır. Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazılmış olan eser, sadece sözlük değildir; sözcüklerin anlamının yanı sıra verilen örnek cümleler, dörtlükler ve dilbilgisi bilgileri ile dönemin kültürü, dil ve ağız özellikleri hakkında da bilgi edinmemizi sağlamaktadır. Eserin içindeki dörtlükler hece vezniyle yazılmıştır. Çoğu 4+3 duraklı 7 heceli, kimileri ise 4+4 duraklı 8 hecelidir. Beyitlerin çoğu ise aruz vezniyledir.

Kaşgarlı Mahmud eserinde ifade ettiği şu sözle böyle bir sözlüğü yazmaktaki amacını dile getirmiştir:

"Türk dili ile Arap dilinin atbaşı beraber yürüdükleri bilinsin diye Halil'in Kitabü'l-Ayn'ında yaptığı gibi, kullanılmakta olan kelimelerle bırakılmış bulunan kelimeleri bu kitapta birlikte yazmak, ara sıra gönlüme doğar dururdu......".

Kaşgarlı Mahmud, Türkçenin İslamiyetten dolayı Türklerin bulunduğu coğrafyada önem kazanmış olan Arapçadan geri kalmadığını göstermeye çalışmış; sözlüğünde yer verdiği lehçeler arasındaki farklılıklar, şiirler, atasözleri ve deyimlerle bu amacını gerçekleştirmiştir. Kaşgarlı Mahmud'un bu sözlüğü yazmasındaki diğer önemli bir neden de Araplara Türkçeyi öğretmektir.

Divanü Lugati't-Türk hakkında ilk çalışma Kilisli Rifat Bilge tarafından yapılmıştır: Kitabü Divânı Lugat-it-Türk, cild-i evvel 1333 (1917), cild-i sâni 1333 (1917), cild-i sâlis 1335 (1919), İstanbul. Kilisli Rıfat, dağınık olan eserin sayfalarını düzenlemiş, tıpkıbasımı yapılan metindeki Arapçayı normal duruma getirerek büyük bir hizmette bulunmuştur. Divan'daki sözvarlığı ise ilk defa Carl Brockelmann tarafından incelenmiştir: Mitteltürkischer Wortschsatz nach Mahmûd Al-Kâşgârîs Divân Lûgat at-Türk, Budapest 1928.

Eserin Besim Atalay tarafından Türkçeye çevrilmesinden sonra Divan üzerinde kitap, makale ve tez çalışmaları olmak üzere birçok yayın yapılmıştır, Türk dünyası için zengin bir malzeme olan eserle ilgili çeşitli çalışmalar devam etmektedir. Besim Atalay'ın çalışması 1939-1943 yılları arasında yayınlanmıştır:

  • Divânü Lûgat-it-Türk Tercümesi I, Ankara 1939, TDK (19852, 19943)
  • Divânü Lûgat-it-Türk Tercümesi II, Ankara 1940, TDK (19862, 19943)
  • Divânü Lûgat-it-Türk Tercümesi III, Ankara 1941, TDK (19862, 19943)
  • Divânü Lûgat-it-Türk Dizini "Endeks", Ankara 1943, (19862, 19943).

James Kelly ve Robert Dankoff tarafından yapılan çalışma Atalay'dan sonra eseri bir bütün olarak ele alan ikinci çalışmadır: James Kelly-Robert Dankoff, Mahmud al-Kaşgarı, Compendium of the Turkic Dialects (Dıwan lugat at-Turk), I 1982, II 1982, III 1985.

Divanü Lugati't-Türk'ün Edebî Değeri ve İçeriği

Ansiklopedik bir sözlük olan Divanü Lugati't-Türk (bundan sonra DLT şeklinde kısaltma kullanılacaktır), içerik olarak bize o dönemdeki Türk boyları, bu boyların kullandıkları Türkçe arasındaki farklılıklar ve en önemlisi de sözcükler hakkında bilgi veren geniş bir sözlüktür.

"Türk Lehçeleri Divanı" anlamını taşıyan DLT, eserin yazarının yaşadığı dönemdeki Türk toplulukları ve onların dili hakkında ses, biçim, anlam ve sözvarlığı konusunda bilgiler vermektedir. Araplara Türkçe öğretmek, sözvarlığı, anlatım özelliği, kültürel zenginlik açısından Türkçenin Arapçadan hiç de geri kalmayan bir dil olduğunu göstermek amacıyla meydana getirilmiş olan eser, Türkçenin en önemli kültür hazinesidir. DLT'nin temel sözvarlığını Kaşgarlı'nın kendisinin de mensubu olduğu dönemin ve ülkesinin yazı dili olan Karahanlı (Hakaniye) Türkçesi, yazarın kendi tabiriyle "Türkçe" oluşturur. Bunun yanı sıra Hakaniye Türkçesinin yayılma alanına en yakın boyların dillerine yer verilmiştir. Bunlar Çiğil, Yağma, Karluk, Yemek, Oğuz, Bulgar, Suvar, Argu, Kençek, Basmıl'dır.

Kaşgarlı Mahmud eserini oluştururken bir alan araştırıcısı gibi çalışmış, böylece Türk dilinin lehçelere göre dilbilgisi kurallarını başarıyla ilk kez belirlemiştir. DLT sadece bir sözlük olarak değerlendirilmemelidir. Türk edebiyatının XI. yüzyıldaki durumunu edebî yapısını ve özelliklerini de öğrenmemize yarayan eşsiz bir eserdir. Kaşgarlı Mahmud, dilbilgisi özelliklerini verirken nasıl kendi mensubu olduğu lehçenin dışına çıkıp diğer lehçelere de yer vermişse edebiyat malzemesini sunarken de aynı yolu izlemiş; sadece kendi mensubu olduğu boyun edebiyat malzemesini değil, aynı zamanda kendi döneminde yaşamış olan ulaşabildiği bütün Türk boylarına ait edebî malzemeyi de yazıya geçirmiştir.

Eserini oluştururken nasıl bir yol izlediğini şöyle ifade eder:

"Ben onların (yani Türklerin) en uz dillisi, en açık anlatanı, akılca en incesi, soyca en köklüsü, en iyi kargı kullananı olduğum halde onların şarlarını (= şehirlerini), çöllerini baştan başa dolaştım. Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma, Kırgız boylarının dillerini, kafiyelerini belliyerek faydalandım. Öyle ki, bende onlardan her boyun dili en iyi şekilde yer etti. Ben onları en iyi surette sıralamış, en iyi düzenle düzenlemişimdir".

Eserinde her lehçeye aynı derecede ağırlık vermemiştir. Örneğin yukarıda verdiğimiz kendi ifadesinde yer almasına rağmen eserde Kırgızların diliyle ilgili hiçbir bilgi yer almamaktadır.

DLT'nin edebî değeri hem bize ulaştırdığı bu sözcüklerden, hem de sözcükleri açıklarken örnek olarak verdiği manzum parçalar (dize sayısı 764'tür) ve atasözlerinden (289 tane) kaynaklanmaktadır.

İslamiyetin kabul edildiği dönemde meydana getirilmiş olan bu manzume ler üzerine eserin ilk yayımlandığı zamandan itibaren çalışmalar yapılmış ve şiirlerin hece ölçüsüyle mi aruz ölçüsüyle mi yazıldığı tartışılmıştır. Eserdeki manzumeler üzerine ilk yapılan çalışmalarda şiirlerin hepsinin hece ölçüsüyle yazıldığı görüşü hakimdir. Daha sonra başka araştırıcılar tarafından tam tersi görüş savunulmuş ve şiirlerin tamamının aruz vezniyle yazıldığı iddia edilmiştir. Sonuçta bu şiirlerin hem eski Türk halk şiiri örneklerini hem de XI. yüzyılda Karahanlılar çevresinde yetişen ilk müslüman Türk şairlerinin aruzla yazılmış eserlerinden alınmış manzum parçaları içerdiği, halk şiiri ve aydın zümre şiiri olarak iki kolda geliştiği ortaya konmuştur. Şiirlerde kullanılan nazım birimi ise beyit ve dörtlüktür. DLT'deki dörtlük ve beyitler madde başlarında verilen sözcüklere ilişkin örnekler olduğu için eserde dağınık halde bulunmaktadırlar. Bu manzum parçalar konularına göre bir araya getirilmiştir.

Manzumeleri örneklerle inceleyerek daha yakından tanıyalım:

Hece Ölçüsüyle Yazılmış Manzumeler

DLT'deki halk şiiri örnekleri, hece ölçüsüyle yazılmış dize sonu uyaklı şiirlerdir. 137 dörtlükte, yedili, sekizli ve on ikili hece ölçüsü kullanılmıştır. Bu şiirler içerik ve biçim yönünden şu şekilde sınıflandırılmaktadır: 1. Lirik şiirler, 2. Pastoral şiirler, 3. Savaş ve kahramanlık şiirleri, 4. Destanlar, 5. Ağıtlar. Bu şiirlerin bazılarından örnekler vererek inceleyelim:

Divanü Lugati't-Türk'ten lirik bir şiir:
Sevgi, aşk ve ayrılık konularını içeren bu şiirlerden ilki dört tane dörtlükten oluşmaktadır, 4+3=7'li hece ölçüsüyle yazılmıştır. Şiirde halk şiirinde çok kullanılan yarım uyak (artadım/ kartadım ve kaçar/saçar hariç) görülmektedir. İslamiyetten önceki Türk şiirinde görülen baş uyak ise sadece ikinci dörtlükte (Awlap.../Ayık.../Akar...) vardır. Şiirin uyak düzeni aşağıda gösterildiği gibidir:

Bulnar mini öles köz (a)
Kara mengiz kızıl yüz (a)
Andın tamar tükel tuz (a)
Bulnap yana ol kaçar (b)

Awlap meni koymangız (c)
Ayık ayıp kaymangız (c)
Akar közüm uş tengiz (c)
Tegre yöre kuş uçar (b)

Yıglap udu artadım (d)
Bagrım başın kartadım (d)
Kaçmış kutug irtedim (d)
Yagmur kipi kan saçar (b)

Yüknüp manga imledi (e)
Közüm yaşım yamladı (e)
Bagrım başın emledi (e)
Elkin bolup ol keçer (b)

Şiirin düz yazıyla dil içi çevirisi:
O(nun) baygın göz(leri), pembe yüzü ve yüzündeki kara benleri beni tutsak ediyor; sanki bütün güzellikler ondan damlıyor, beni tutsak edip sonra da kaçıp gidiyor. Beni avlayıp koymayın, söz verip sözünüzden geri dönmeyin; işte gözlerim(den) deniz gibi gözyaşı akıyor, gözyaşlarımın etrafında da kuşlar uçuşuyor. (Giden sevgilinin) arkasından ağlayıp perişan oldum, bağrımın yarasını (yeniden) deştim, kaçmış olan mutluluğu aradım, (şimdi gözlerim) yağmur gibi kanlı yaşlar saçıyor. (Sevgilinin hayali) eğilip bana işaret etti, (böyle davranmakla) gözümün yaşını sildi,
bağrımdaki yarayı tedavi etti, (sonra) bir konuk gibi geçip gitti.

Savaş ve kahramanlık şiiri
Eserde bu konuya yer veren dört manzume bulunmaktadır. Bu manzumelerden biri Budist Uygurlara, ikisi Yabakulara, biri de bilinmeyen bir düşmana karşı yapı lan savaşı anlatır. Örnek olarak vereceğimiz Budist Uygurlara Karşı Savaş manzumesinin eserde beş dörtlüğü bulunmaktadır.

Kemi içre oldurup
Ila suwın keçtimiz
Uygur tapa başlanıp
Mınglak elin açtımız

Tünle bile bastımız
Tegme yangak bustımız
Kesmelerin kestimiz
Mınglak erin bıçtımız

Beçkem urup atlaka
Uygurdakı tatlaka
Ogrı yawuz ıtlaka
Kuşlar kipi uçtımız

Kelginleyü aktımız
Kendler üze çıktımız
Furhan ewin yıktımız
Burhan üze sıçtımız

Kudruk katıg tügdümiz
Tenrig üküş ögdümiz
Kemşip atıg tegdimiz
Aldap yana kaçtımız

Savaş ve kahramanlık şiirinin düz yazıyla dil içi çevirisi:
Ila ırmağını kayıkların içine oturarak geçtik, Uygurlara doğru yönelip Mınglak ülkesini aldık. Atlara nişanlar takarak Uygur ülkesindeki Tatlara, hırsız ve adi köpeklere (doğru) kuşlar gibi uçtuk (saldırdık).(Atların) kuyruk(larını) sıkıca bağladık, Tanrı'yı çok fazla öğüp (dualar edip) atlarımızı düşman üstüne sürdük, aldatmak için tekrar geri çekilip kaçtık. (Onları) geceleyin bastık, her yana pusu kurduk, (sonunda) perçemlerini kestik ve Mınglak askerlerini biçtik.

(Uygurların üzerine) seller gibi saldırdık, şehirler(inin) içine girdik, tapınaklarını yıktık, Burhan (=Buda) heykellerinin üstüne pisledik.

Manzume, 4+3 = 7 ya da 2+2+3 =7'li hece ölçüsüyle yazılmıştır. Bu durak sadece şu dizelerde bozulmaktadır: Uygurdakı / Tatlaka; Kesmelerin/kestimiz; Kelginleyü/aktımız. Her dizede yer alan redifli uyaklar (seç-timiz, aç-tımız, uç-tımız, kaç-tımız, bıç-tımız, sıç-tımız gibi) şiirdeki ahengi sağlamaktadır.

Aruz Ölçüsüyle Yazılmış Manzumeler

Divan'da kullanılan ölçü hece ölçüsü olmasına rağmen, aruz ölçüsüne uyan şiirler de bulunmaktadır; yeni uygulanmaya başlanan bu ölçü sisteminde ölçüyü aksatan kısımlar olsa da Divan'daki şiirler üzerine ayrıntılı çalışmalar yapan I. V. Stebleva ve Talat Tekin (ayrıntılı bilgi için bkz. Talat Tekin "Karahanlı Dönemi Türk Şiiri", Türk Dili Türk Şiiri Özel Sayısı I (Eski Türk Şiiri), sayı: 409, Ocak 1986, s. 81-253) bu konuya ayrıntılı olarak değinmişlerdir.

Dörtlükler ve beyitler halinde yazılmış olan bu manzumeler halk şiirinden farklı olarak az ya da çok İslam etkisi altında oluşturulmuş şiirlerdir. Bu şiirlerin konusunu ise genellikle şunlar oluşturmaktadır: Savaş ve kahramanlık, av ve avcılık, aşk, doğa, dinî-ahlakî öğütler ve övgü.

Savaş ve kahramanlık şiirleri içinde en uzunu olan Katun Sini (Hatun Mezarı) halkı ile Tangutlar arasında yapılan savaşı anlatan manzume on bir dörtlükten oluşmaktadır. 4+4=8'li hece ölçüsüne uymakla birlikte şiirin mefâ'îlün mefâ'îlün kalıbıyla yazıldığı belirlenmiştir; çünkü uzun heceye denk gelen ünlüler genel eğilime uygun olarak harekeyle değil, uzatma harflerini gösteren elif, vav, ye ile yazılmıştır. Eser içinde dağınık olan dörtlüklerin bir araya getirilmesiyle oluşturulan manzumenin dörtlük sayısının kimi araştırıcılar tarafından on dokuz ya da yirmi olduğu da ileri sürülmüştür. Şiirin hepsini buraya almak mümkün olmadığından ancak birkaç dörtlüğü örnek olarak veriyoruz:

DLT'de aruzla yazılmış dörtlükler

Begim özin ogurladı
Yarag bilip ugurladı
Ulug tengri agırladı
Anın kut kıv tozı togdı

Katun Sini çogıladı
Tangut begin yagıladı
Kanı akıp jagıladı
Boyun suwın kızıl sagdı

Eren alpı okıştılar
Kıngır közün bakıştılar
Kamug tolmun tokıştılar
Kılıç kınka küçün sıgdı

Telim başlar yuwıldı-mat
Yagı andın yawaldı-mat
Küçi anıng keweldi-met
Kılıç kınka küçün sıgdı

Dörtlüklerin düz yazıyla dil içi çevirisi:
Beyim kendisini (düşmandan) gizledi, (düşmana saldırmak için) uygun zaman kolladı. Yüce Tanrı (onu) onurlandırdı. Böylece (onun) devlet ve bahtının tozu (göğe kadar) yükseldi.

Katun Sini (halkı) savaş naraları attı, Tangutların beyini düşman kabul etti. Bu nedenle kanı (su gibi) çağlayarak aktı. Boyunlarından kırmızı su (gibi) kan (süt sağılıyormuşcasına) aktı.

Kahraman erler birbirlerini çağırdılar, öfkeli gözlerle birbirlerine baktılar. Bütün silahlar(ıy)la savaştılar. Kılıçlar (üzerinde kuruyan kanlardan dolayı) kınlarına güçlükle sığdı.

Çok başlar yuvarlandı, düşman bu yüzden yavaşladı. Onun gücü azaldı. Kılıçlar (üzerinde kuruyan kanlardan dolayı) kınlarına güçlükle sığdı.

Aruz ölçüsüye yazılmış dörtlüklerin dışında başka beyitler de bulunmaktadır. Beyitlerin konusu da savaş, aşk, doğa, av ve avcılık, dinî ve ahlâkî öğütler ile övgü çevresinde toplanmıştır.

Doğa tasviriyle ilgili beş beyitten oluşan aşağıdaki şiir, varlıklı bir şahsın köşkünü ve çevresindeki çiftliği tasvir eder. Müstef'ilün müstef'ilün müstef'ilün ölçüsüyle yazılmıştır:

Beyitlerle yazılmış bir şiir

Mende bulnur sewinç otı kadgu atar
Karşı körüp sağdıç anı uçmak atar

Korday kuğu anda uçup yumgın öter
Kuzgun yangan sayrap anın üni büter

Kölüm komı kopsa kalı tamıg iter
Körse anı bilge kişi sözke büter

Tamga suwı taşra çıkıp tagıg öter
Artuçları tegre ünüp tizgin yeter

Bolsa kiming altun kümüş irle iter
Anda bolup tengrigerü tapgın öter

Şiirin düz yazıyla dil içi çevirisi:
Kaygıyı, üzüntüyü gideren, sevinç (ve mutluluk) veren ilaç bende bulunur. Köşk(ü) gören dost (onun güzelliği karşısında) ona 'cennet' adını verir.

Orada uçuşan kuğular, pelikanlar (türlü) seslerle ötüşürler. Kuzgunlar ve alakargalar (var kuvvetleriyle) öttükçe öterler de sesleri kısılır.

Gölüm dalgalansa (köşkümün) duvarına vurur. Akıllı, bilgili kişi bunu görürse söz(üm)e inanır.
Irmak suları (yataklarından) taşarak dağların üstünden aşar, (ırmağın) çevresindeki ardıç ağaçları (bu taşkınlığı engellemek için) onu dizginler.

Kimin altını ve gümüşü olursa (kendisine) bir yurt edinir. Orada oturup (yüce) Tanrıya ibadet eder.

Sadece ikinci dizesi ölçüye uymayan bu manzumenin diğer dizelerinde aruz ölçüsü açısından uyumsuzluk görülmemektedir. Manzumenin uyak düzeni aa/aa/aa/aa/aa biçimindedir. Atar=giderir, atar=ad verir. Ayrıca birinci beyitte cinaslı uyak, ikinci ve üçüncü beyitlerde baş uyak vardır:

Korday...../Kuzgun, Kölüm.../Körse....

Belirli sesleri içeren sözcüklerin tekrarıyla da ayrı bir ahenk sağlanmıştır:

Kölüm komı kopsa kalı tamıg iter (k)
Tamga suwı taşra çıkıp tagıg öter (t)
Artuçları tegre ünüp tizgin yeter (t)
Anda bolup tengrigerü tapgın öter (t)

DLT'de sözcükleri açıklamak için örnek olarak verilen dörtlük ve beyitlerin dışında atasözleri de sıkça kullanılmıştır. Kaşgarlı Mahmud bu sözler için 'sav' sözcüğünü kullanmıştır. Halkın bilgeliğini yansıtan bu atasözleri şiirlerde olduğu gibi dil, huy, inanç sevgi, iyilik, kötülük, sağlık, çalışma, yardımlaşma, zenginlik, yoksulluk, açgözlülük, hile, kadın, yönetim, korku, töre, saygı, gibi birçok konuyu içermektedir.

Divan'da geçen atasözlerinden bazıları şunlardır:

  • Erdem başı tıl "erdemin, edebin başı dildir" (I.107)
  • Kişi sözleşü, yılkı yıdlaşu "İnsan konuşarak, hayvanlar koklaşarak (anlaşır)" (III.104).
  • Yüzge körme, erdem tile "Yüze bakma, fazilet ara (yüzün güzelliğine çirkinliğine bakma fazilet ara)" (II.8)
  • İt ısırmas, at tepmes tème "İt ısırmaz, at tepmez deme; çünkü, bu onların yaradılışında vardır"
  • Buzdan suw tamar "Buzdan su damlar (huyu babasına benzeyen kişiler için söylenir)(III.123)
  • Tag tagka kawuşmas, kişi kişike kawuşur "Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur" (II.103)
  • Közden yırasa köngülden yeme yırar "Gözden ırak olan gönülden de ırak olur" (III.366)
  • Edgü er süngüki erir, atı kalır "İyi insanın kemiği erir, adı kalır" (III.367)
  • Beş erngek tüz ermes "Beş parmak bir değildir" (I.121)
  • Yazın katıglansa kışın sewnür " (İnsan) yazın çalışıp çabalayan kışın sevinir" (III.159)
  • Suw körmegünçe etük tartma "Suyu görmeden ayakkabını çıkarma" (III.426)
  • Alımçı aslan, berimçi sıçgan "Alacaklı aslan, borçlu sıçan (gibidir) (I. 75)
  • Tamu kapugın açar tawar "Mal (zenginlik) cehennemin kapısını (bile) açar" (III. 234)
  • Aç ne yemes, tok ne temes "Aç önüne konan yemeği (tamamiyle) yer, tok alan da aç kimseye neler demez" (I.79)
  • Kutsuz kudugka kirse kum yagar "Bahtsız, talihsiz kimse kuyuya girse üzerine kum yağar" (I. 457)
  • Awçı neçe al bilse adıg ança yol bilir "Avcı ne kadar hile bilirse (kurnazsa), ayı da o kadar kaçıp kurtulacak yol bilir" (I.332)
  • Etli tırngaklı adırmas "Et tırnaktan ayrılmaz" (I.77)
  • Kuş kanatın, er atın "Kuş kanatla, adam atla (kuş amacına kanadıyla, insan da atıyla) ulaşır" (I.34)
  • el kaldı, törü kalmas "Memleket kalabilir, bırakılabilir, ama töre bırakılmaz" (II.25)
  • Alplar birle uruşma, begler birle turuşma "Yiğitlerle savaşma, beylere karşı gelme" (I.182)
  •  
  • Kaynak: Prof.Dr. Zühal ÖLMEZ, VIII-XIII. Yüzyıllar Türk Edebiyatı

Kaşgarlı Mahmut (d. 1008 - ö. 1105)

XI. yüzyılda yaşayan Türk dil bilginidir.  Divân-ı Lügati't-Türk adlı eseriyle ünlüdür. Karahanlılar soyundandır. 1072 yılında yazmaya başladığı eserini 1074'te tamamlayarak Bağdat'ta Abbasî halifesi El-Muktedî Billah'a sunmuştu. Eserin el yazması tek kopyası Fatih Millet Kütüphanesi'nde 1910 yılında bulundu. 1915-1917 yıllarında öğretmen Kilisli Rifat Efendi'nin çevirisi üç, Besim Atalay'ın çevirisi ise beş cilt olarak basıldı.Karahanlılar döneminde yetişen ve ilk Türk dil bilgini olan Kaşgarlı Mahmut'un doğum tarihi, kesin olmamakla birlikte 1025 olarak biliniyor. Babası Barsaganlı bir bey idi. 1071-1077 arasında Bağdat'ta bulunan Mahmut, Türk kültürünün Araplara tanıtılmasında büyük rol oynadı.

İbn-i Fadlan, Gerdizi, Tahir Mervezî, Muhammed Avfî ve Beyhakî gibi kendi döneminin Türk hayat ve cemiyetleri üzerine eğilen ünlü alimleriyle birlikte Türk illerini adım adım dolaşan Kaşgarlı Mahmut, çalışmalarında Türkçe'yi resmi dil olarak kabul eden Karahanlı Devleti'nden de büyük destek gördü.Türkçe'nin serpilip gelişmeye başladığı o dönemde, Mahmut'la birlikte Balasagunlu Yusuf Has Hacib de Türk diline büyük hizmet etti. Bu iki Türk alimi, ortaya koydukları eserlerle, Türk dil birliğinin sağlanmasına önemli katkılarda bulundular.Aynı zamanda filolog, etnograf ve ilk Türk haritacısı olan Kaşgarlı Mahmut, Divân-ı Lügati't-Türk adlı eserinde; yaşadığı devirdeki Türk illerinin ve boylarının kullandığı ağızları canlı olarak tespit etti.

Oğuz Türklerinin 24 boyu ile ilgili şemayı da verdiği eserinde, Türkçe'nin zenginliğini ve Arapça ile Farsça yanındaki değerini ispata çalışan Mahmut, ayrıca Türkçe'yi Araplara öğretmek gayesiyle Kitâbu Cevâhirü'n-Nahvi Lügâti't-Türk adlı gramer kitabını yazdı.

Divân'ında Türk dilinin grameri yanında, Türk yer adları, Türk damgaları ve Türk topluluklarını da etraflı şekilde anlatan Kaşgarlı Mahmut, ömrünün sonlarına doğru tekrar memleketi Kaşgar'a dönerek, tahminen 1090'da burada vefat etti. Doğu Türkistan'da bulunan Kaşgar şehrine 35 kilometre uzaklıktaki Azak köyünde olan kabri, 1983 yılı Temmuz ayında bulundu. Türk illerini, obalarını ve bozkırlarını birer birer dolaşan ve Türk dili ve kültürüne ait topladığı malzemeyi titizlikle inceleyerek eserlerine alan Kaşgarlı Mahmut; Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma ve Kırgız boylarının ağız ve lehçelerini karşılaştırmalı olarak işledi. Ona göre; Türk lehçelerinin en kolayı Oğuz lehçesi, en dürüst ve kullanışlısı Yağma ve Tuhsi şivesi, en edebisi ise Kaşgar Türkçesidir.

Divân-ı Lügati't-Türk, bir önsözle sözlük kısmından meydana gelmiştir. Önsözde yazar Türk dilinin tarifini, lehçelerinin özelliklerini sayar ve dilbilgisi kurallarını, Arapça'dakilere kıyasla gösterip tespit eder. Ana dilinin Arapça'dan çok üstün olduğunu söyler ve örnekler verir. Bu arada, o bilgileri nasıl elde ettiğini, nasıl bütün memleketleri gezip dolaştığını da anlatır. İkinci, yani sözlük bölümü, Türkçe kelimelerin Arapça izahlarını kapsar. Bu nedenle, eser, Arapça yazılmış bir Türkçe sözlüktür. Ya da Türkçe'den Arapça'ya sözlüktür. Arapça dilbilgisindeki şekillerine göre sıralanmış 7500'den fazla kelime hakkında açıklama yapılmıştır.

Büyük bilgin bu açıklamaları yaparken kelimelerin nerelerde ve hangi anlamlarda kullanıldığını göstermiştir. Bu esere ve onu izleyen başka eserlere kadar yazılı edebiyat örneklerimiz bilinmediği için, daha önceki yüzyıllara ait sözlü edebiyat örneklerini Kaşgarî'nin kitabından öğrenmekteyiz. Sagu denilen ağıtlar, koşuk dediği koşmalar, sav dediği atasözleri ve nazım şekillerinden başka verdiği dersten örneklerine bakarak meselâ Alp Ertunga adındaki destanlaşmış kahramanın varlığını da yine Divân-ı Lügati't-Türk'ten öğrenmiş bulunuyoruz. Bu sebeplerden dolayı Kaşgarlı Mahmut'un Divân-ı Lügati't-Türk'ü hem dil, hem edebiyat, hem toplum ve sosyoloji tarihimiz bakımından çok önemli belgeleri toplayan bir kaynaktır.

Ancak bu kaynak eser 1910 yılına kadar bilinmiyordu. Gerçi Kâtip Çelebi'nin Keşfüzzünûn adlı bibliyografyasında Kaşgarlı Mahmut'tan da söz edilmiştir. Ama bu bilgi çok sınırlıdır. Vanizade Nazif Paşa'nın yakınlarından bir hanım, 1910 yılında İstanbul'daki Sahaflar Çarşısı'nda dolaşırken bu dev eseri tozlu raflarda bulmuş, satın almak istemiştir. Elindeki ganimetin kadrini ancak o zaman anlayan kitapçı, kitabın fiyatını 25 altına kadar yükseltmiş, hanım da kitabı alamamıştır. Ancak işi Maarif Nezareti'ne duyurmuştur. "Ne olduğu belirsiz bir kitaba avuç dolusu altın verilemeyeceği" gerekçesiyle Maarif Nezareti, eseri satın almayı reddetmiştir.

Haber, kitap delisi merhum Ali Emiri Efendi'ye intikal etmiştir. Kitaplarını millete hediye ederek Fatih Millet Kütüphanesi'ni kurmuş ve ilk müdürlüğünü yapmış olan Ali Emirî Efendi, kitapçıyı getirtmiş, eseri inceledikten sonra adamı kütüphaneye kilitleyerek para tedarikine çıkmıştır. İşte böyle borç harç satın alınan Divân-ı Lügati't-Türk, uzun zaman Ali Emiri Efendi'nin kıskanç titizliğiyle kütüphanede saklanmıştır. Ali Emirî Efendi, eserin basımına ancak Sadrazam Talat Paşa'nın ricası üzerine razı olmuştu. Eldeki yazma, Kaşgarlı Mahmut'un el yazısı olmamakla beraber ondan 192 yıl sonra Şam'lı Mehmet adında usta bir hattat tarafından yazılmış yer yüzündeki tek nüshadır. Kaşgarlı, eserini Araplara kabul ettirmek için iki yerde; Peygamberin iki hadisini zikreder ki, şunlardır:

"Yüce Tanrı: Benim bir ordum vardır ki onlara Türk adını verdim. Onları doğuda birleştirdim. Bir millete kızarsam cezalandırmak görevini onlara veririm..." buyurmuştur. "Yüce Tanrı: Türkçe öğreniniz, çünkü Türkçe'nin uzun bir saltanatı vardır..." diye buyurur.

Divanü Lügati't-Türk dünyanın her yanında, Türkoloji ilmiyle uğraşan pek çok bilgin için paha biçilmez bir kaynak olmuştur. Üzerinde şimdiye kadar yerli, yabancı, uzmanlar çok çeşitli incelemeler yapmışlardır.


Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın