• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Edebiyat Gazetesi

Haftalık Kültür Sanat Haber Gazetesi

SAATLERİ AYARLAMA ENİSTİTÜSÜ

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün konusu, büyük ölçüde bir dolandırıcılık ola­yıdır. Sonunda kendi yalanı üzerine yıkılıveren bu Enstitü, Hayri İrdal’ın anlat­tığına göre, Halit Ayarcı’nın dehasından fışkıran bir fikirdir.

Bir fikir romanı olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü, kültür değişimi gerçekleştirmekte olan Türk toplumunun türlü sorunlarını saptamakta, onları yorumlamakta veya tartışmaya açmaktadır. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yazdığı eserde şiirsel, özgün bir anlatım vardır.

Romanın Özeti:

Hayri İrdal on yaşındayken dayısı ona bir saat hediye eder. Bu saat onu çok etkiler. Saatlerle uğraşmak Hayri’de bir tutku haline gelir. Bu yüzden bir saatçiye çırak olur.

Ustası Nuri Efendi sıradan bir saatçi değildir. Nuri Efendi “Muvakkithane” de yani cami saatlerini ayarlamakla görevli kişilerin bulunduğu kurumda memurdur. Hayri, ustasına hayrandır; onun yanında bıkmadan, yorulmadan çalışır. I. Dünya Savaşı çıkınca dört yıl askerlik yapar. İstanbul’a dönünce Emine adlı biriyle evlendirilir.

Aradan yıllar geçer, karısı ölür. Karşılaştığı her fırsatı değerlendirmeyi bilen bir düzenci olan Halit Ayarcı ile karşılaşır.Bu adam Hayri İrdal’ın saatlere olan merakından yararlanmak için birlikte “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” kurmayı teklif eder ve kurarlar.

Enstitü az zamanda gelişip genişler. Yabancı ülkelere bile açılırlar. Hayri İrdal çok mutludur. Hayri İrdal, Selma Hanımla ikinci evliliğini yapar. Selma Hanım onu arkadaşlarıyla aldatır. Doğan çocuk Halit Ayarcı’nın tıpkısıdır. Ama saf kalpli olan Hayri İrdal bunu Halit Ayarcı’yı karıkoca çok sevmelerine bağlamıştır. Enstitüde işler kötüye gitmeye başlar. Amerika’dan getirilen uzmanlar yaptıkları inceleme sonucunda bu kurumun gereksiz olduğu raporunu verirler. Hükümet enstitünün kapatılması için bir tasfiye kurulunun oluşturulmasına karar verir. Halit Ayarcı uyanıklığıyla bu kurulda enstitüde çalışanların görevlendirilmesini sağlar. Böylece enstitü kapatılmaktan kurtulur.

Bir trafik kazasında Halit Ayarcı ölür. Hayri bu olaya çok üzülür. Onun anısını yaşatmak için bu kitabı yazar.

 

SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ

Ahmet Kutsi Tecer

Saatleri Ayarlama Enstitüsü yayımlanalı bir yıl oluyor. Kitabın henüz vitrinle­re konmasından bir iki hafta sonra Tanpınar “Siyah Atlar”la dönülmez sefere çıktı. Hepimiz bu beklenmedik acıyla şaşkına döndük. Bu roman üstüne o za­man çıkan bir iki yazıdan başka hakkında geniş bir yankı olmadı. Şairin kaybı yanında romancı unutuldu. Oysa ki Tanpınar roman, hikâye, deneme, makale, mektup, kısaca bütün eserlerinde şair kalmasını bilmiştir. Böyle derken, şiirden başka türlerde şairin ayak sürdüğünü söylemek istemiyorum. Esasen şiir, Tanpınar’a göre, bütün sanatların mayasıdır. Resim, heykel, müzik… sanatçının getir­diği her yapıtta insan ruhunun bir parıltısı vardır ki şiir odur. Söz sanatları için de böyledir. Nazım olsun nesir olsun söz ve yazıyla başarılan her eseri sanat de­ğeri varsa, elbette onun da bir şiiri vardır.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü yayımlandığı günlerde Dünya‘daki bir makalesi­ni buna ayıran sayın Reşat Nuri Darago, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’‘nden ziyade Huzur romanı üzerinde duruyor, böylelikle Saatleri Ayarlama Enstüüsü’nde Hu­zur’‘da olduğu kadar şiir elemanı bulunmadığını belirtmek istiyor. Buna karşılık genç romancı Tahsin Yücel, Varlık’ta çıkan bir yazısında Saatleri Ayarlama Ensti­tüsü’nde üslûp ve şiir üstünlüğü görüyor fakat romancının objektifliğinden şüp­he ediyor. Romana çevrilen bu iki zıt bakış Tanpınar’ın okuyucuları arasında da bölüşülmüş olabilir. Şüphesiz Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Tanpınar’ın bütün yazıları arasında özel bir yer alır. Bu roman, Türk okuyucusunun pek de alışkın ol­madığı “homour” dediğimiz ince bir mizahla yoğurulmuş güçlü bir tahlil roma­nıdır. Üstelik bu romanda, bundan önceki roman ve hikâyelerinde ikinci plânda bırakılan sosyal olaylara ait gözlemler, küçük bir tebessüm arkasında fertlerin psikolojisine ait ince tahlillerle aynı plânda yürütülmektedir.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü Hayri İrdal’ın hâtıralarından tanıdığımız kadınlı erkekli oldukça geniş bir çevrenin günlük olaylar arasına karışan özel maceralarıdır. Ne var ki Hayri İrdal şüphesiz manyak bir adamdır. Etrafında olup biten­leri de onun prizmasından gördüğümüz için elemanlara ayrılan realite, objektif ve sübjektif iki tayf gibi tamamiyle birbirlerini örtmez. Esasen realite dediğimiz şey birçok elemandan meydana gelen bir terkiptir. Bu elemanlar Hayri İrdal’ın prizmasından sızarak onun “ego”su etrafında yeniden bir realite haline gelmek­tedir. Bununla beraber gerek Hayri İrdal’ın itiraflarında, gerek etrafında olup bitenlerin tahlil ve tasvirinde romancının eksiksiz bir objektiflikle yürüdüğü görü­lür. Romancı anlatmasında en küçük ayrıntılarına kadar gözlemlerine dayanmaktadır. Kişilerin bazı davranışları zaman zaman mübalağaya veya mistikliğe kaçar gibiyse bu onların realiteyi aşan gözlem dışı şeyler olduğu için değildir. Unutmayalım ki roman Hayri İrdal’ın hayat hikâyesidir. Romanda mübalağaya ya da mistikliğe kaçan ne varsa Hayri İrdal’ın çocukluktan beri içinde yaşadığı geleneklerin neticesidir.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün konusu, büyük ölçüde bir dolandırıcılık ola­yıdır. Sonunda kendi yalanı üzerine yıkılıveren bu Enstitü, Hayri İrdal’ın anlat­tığına göre, Halit Ayarcı’nın dehasından fışkıran bir fikirdir. “Enstitü”, bu fikre ve Halit Ayarcı ile Hayri İrdal’ın teşebbüslerine ilgi gösteren bir ortam içinde, birçok tufeyliyi memnun etmek suretiyle gitgide somut bir kılığa giriyor, kurum oluyor, Halit Ayarcı’nın yönetimi altında resmî sektöre de giriyor, hattâ parlak günler geçiriyor, bu süre içinde pek çok insan devlet bütçesinden yararlanıyor, ama günün birinde Enstitü bir iskambil kağıdı gibi çöküyor, yenen yeniyor, içi­len içiliyor. İşte bu macerayı Hayri İrdal’ın hâtıralarından dinliyoruz.

Romancının ele aldığı konu, bu dolandırıcılık şebekesinin meydana çıkarıl­ması veya adalete karşı hesap vermesi değildir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, psiko-sosyal bir kompleks, çapraşık bir olaydır. Romancı böyle bir yalanın nasıl bir ortamda, ne tip insanlarla gerçekleştiğini gösteriyor bize; böyle bir konuyu işlemek için de Hayri İrdal gibi kendi yalanına samimiyetle inanan bir manyak adam tipini roman kahramanı olarak seçiyor. Bu dolandırıcılık düzeninin asıl sorumlu kahramanı olan Halit Ayarcı ise bambaşka bir tiptir: Ayarcı, bizim gö­zümüzle, terbiyeli bir küstah, “affairiste” bir adam, bir psikopattır. Uzak vadeli plânlar kurmayı, adam kullanmayı bilir. Ayarcı belki de cemiyet hayatına nor­mal bir yoldan girememiş olduğu için daima ve ne şekilde olursa olsun, insan­ların zaaflarından faydalanmayı isteyen biridir. Ama Hayri İrdal’ın gözünde “velinimeti”, idealist, moralist, romantik bir insandır. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde romanın kişilerinden bir çoğunun içinde buluştuğu, tanıştığı bir “Kahve­hane” anlatılır. Birinci Dünya Savaşından sonraki yıllara rastlayan bu kahveha­ne sahibi, müşterileri ve içinde geçenlerle beraber tamamiyle gözlem mahsulü­dür. Aslında romancının hareket noktası bu kahvehanedir. Romanın kilit taşı olan Şehzadebaşı’ndaki bu kahvehane, Hayri İrdal’ın hayat yolu üzerinde bir dönüm yeridir. O, binbir sıkıntı içinde bunaldığı bir sırada “velinimeti”ni orada tanımıştır. Bu kahvehanenin garip bir âlemi vardır: Müşterileri serbest meslek erbabı, memur, tüccar kişilerle bir kısmı işsiz güçsüz şehir uşağı veya aydınlardır. İşte Halit Ayarcı da bu müşteriler arasından biridir.

Romanda “Saatlen Ayarlama Enstitüsü” memleket realiteleri arasında gös­teriliyor. Okuyucunun belki en fazla gocunacağı nokta budur. Şüphesiz memle­kette “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” diye bir kurum yoktur. Böyle bir “âmme hizmeti” yaratmak da fanteziden ibarettir. Fakat acele hüküm vermeyelim: Adı ve fonksiyonu ne olursa olsun, sahte sosyal değerler, sahte ekonomik değerler üzerine kurulan nice kurumlar, şirketler, birtakım menfaat dolapları yok muy­du? Ya mideleri, yahut da iyi niyetleri sömüren böyle sahte düzenler için, yağmurdan sonra fışkıran mantarlar gibi, mânevi buhran geçiren her cemiyette bir yığın psikopat, manyak veya sadece tufeyli tipler her zaman vardır.

Bu roman, yazık ki, Tanpınar’ın bir ayrılık mesajıdır. Bizim için bu roman “Aydınlık Çağı”nın büyük yazarı Voltaire’in Candide’i yahut da çağdaş büyük İngiliz romancısı Aldous Huxley’nin Yeni Dünya’sı gibi taze bir hava taşıyor. Bence Saatleri Ayarlama Enstitüsü edebiyatımızın geleceği için yeni ufuklar geti­ren bir eserdir.

(Cumhuriyet, 24 Ocak 1963)


Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın