• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Edebiyat Gazetesi

Haftalık Kültür Sanat Haber Gazetesi

HÛ DİYEN KARGA (SELÇUKLU HİKÂYELERİ) MİSLİ BAYDOĞAN
HÛ DİYEN KARGA (SELÇUKLU HİKÂYELERİ) MİSLİ BAYDOĞAN


A. Selim Tunçbilek


   Selim Tunçbilek’e Şiir Vakti dergisini adresime göndermesi için telefon açmıştım. Ne yapıyorsun diye sorunca. Hû Diyen Karga’yı okuyorum dedi. Yeni Çıkmış bir hikâye kitabı okumanı tavsiye ederim diye de belirtti. Uzun zamandır onun tavsiyelerinden uzaktım. Sevindim. Kitabı aldım. Okumaya başladım. Kara bir karga nasıl olurda Dede Korkut dilince tatlı, akıcı, duru bir anlatımla bana yürekten tesir edebilirdi şaşırdım kaldım. Hû dedikçe karga benim içimdeki Hû’lar sanki yüzyıllar öncesinden yankılanıp bana geri geliyordu. Selçuk Bey’in aldığı son nefeste. Çağrı ve Tuğrul Bey’lerine ilk at sürüşlerinde sanki dala tünemiş karga sandım kendimi. Dede korkut 21. Yüzyılda yaşasa ve Selçuklu tarihi yazacak olsa nasıl yazardı diye sormanız boşuna. Misli Baydoğan gibi yazardı. Başka biçimde düşünmek bile imkânsız. Bir tarihin canlı bir tanıklığa dönüştürülmesi hikâye dili ile başka nasıl mümkün olabilir ki?

   Yazarını tanımıyorum. Uzman bir psikologmuş. Ötüken yayınevinden yazarın telefonunu istedim verdiler. Lakin verilen numara kullanılmıyor. Dergi adına küçük bir söyleşi yapmak istemiştim. Olmadı. Çabalarım sürüyor. Zira laf aramızda ben birazda karganın hikâyesini merak ettim. Onun hikâyesini öğrenmek istiyorum. Sanal ortamdan araştırdım ki Misli Baydoğan soyadındaki bay’lık dil zenginliğinin ifadesi için kullanılmış bir sıfatmış efendim. O bay değil Han’ımefendi.

   Bendeki şaşkınlık tarif edilemez. Bütün bir kitabı erkek bir yazarın yazdığını düşünerek okumuştum iyi mi? Şimdi merak ettiklerimden biride Selçuklu tarihini hikâyeleştiren anlatıcı karganın cinsiyeti kafama takılmasın mı? Hû Diyen Karga’yıikinci kez bitirene kadar bu soru hep kitabın içinde gezindi durdu. Asla kendini ele vermedi. Olmaz ki canım bir okura böyle zulmedilmez ki. Yazarını hissettirmeden sanki tarihin derinliklerine gizlenmiş ermiş gibi yüzünüzü, cisminiz, sesinizin tınısını bile sözlerinizin arasına sızdırmadan sahih bir gerçeklik gözünüzün önünde cereyan ediyormuş gibi anlatacaksınız. Hikâye yazmak böyle bir şey olsa gerek.

   Soylu yazarlar nasıl yaparlar bilmiyorum. Kara telekli, kara talihli, kara budunlu, kara bir karga gibi hissettim şimdi kendimi. Hû Diyen Karga’yı okumamışsanız tek yapanız gereken şimdi bu yazıyı burada bırakıp hemen kitabı almanız. Okuma zevkine ermek ne demek eserini okuyunca anlayacaksınız. Kendimi az sayıda da olsa talihli okurlar arasında görüyorum.

   Kendi kendime bir söz verdim. Misli Baydoğan’ın çıkacak bütün kitaplarını alıp beni böyle bir yazarla tanıştıran Selim Tunçbilek’e hediye edeceğim. Misli Baydoğan beni batırmak isteyecek değil a!

   Kitabın içinde saklı duran inciyi her okur bulmalı ve o inci ile tanış olmalı. Gözyaşı ve merhamet kıymetinde bir inci bu Türk medeniyetinin en kutsi varlığı Türkçe. Misli Baydoğan o incinin daha da parlaması için elinden geleni yapmış. Bir anlatıcı olmaktan öte dil ustası. Kelimelerin tarih içindeki seyrine tanıklık eden olaylara benzer ayrıcalığı var. O olaylar olmasa o kelimler canlanmayacakmış hissini tadıyorsunuz. Sessi ve içten söylenmiş bir türküyü andırıyor Selçuklu Hikâyeleri.

   Olaylara tanıklık eden “Hû Diyen Karga’mı” daha mahir yoksa yazarımı daha doğru bir istikamette karar vermekte zorlanacaksınız. Bir karganın anlattıklarına inanılır mı demeyiniz efendim. Yazarı da aynı şeyi söylüyor. Bunların bir kurgu metin olduğuna kimseyi inandıramazsınız. Hikâye bunlar diyenler çıkabilir. Çıksın efendim. Yazarına ne kaybettirir ki bu söz. Dede Korkut Hikâyelerine de hikâye diyorlar ve asırlardır söylüyorlar. Hû Diyen Karga’nın ruhunun Dede Korkut’la bir akrabalığı var inanın onu çözdüğüm vakit sizin paylaşacağımdan emin olabilirsiniz.

   Önce sizi bu konuyu meraktan ziyade eseri okuyun efendim. Değerli bir hikâye kitabından kendinizi niçin alıkoyasınız ki değil mi? Kitap 21. yüzyılda yaşamış bir delikanlının hatırasına ithaf edilmiş. Kim mi? Kim olabilir efendi kaç delikanlı kaldı dünyadaki Fırat Yılmaz Çakıroğlu. Selçuk Bey’e bu ithafla akraba kılınmış.

   Olayların hikâye tekniği içinde gelişimi öylesine büyüleyici ki yadırganacak yer arayıp duruyorsunuz okuma boyunca. Sizi yoran belki okuduğunuz bir masal mı, hikâye mi, yoksa şu anda yaşanılan gerçek bir olaydan mı kaynaklandığı kaygısı. Hikâyecinin anlattıklarının tarihi bir boyutunun olduğunu unutuyorsunuz zaman zaman. Dalda sizi gözetleyen kargayı fark edince anlıyorsunuz tarihi bir hikâye okuduğunuzu yoksa komşunuz Selçuk Beyden bahsediyor zannına kapılıyorsunuz yazarın.

   Bir çağın ötesini dirilmek denilen yazmanın kudreti Misli Baydoğan’ın kalemine bahşedilmiş olmalı. Yoksa böyle güzel bir eser nasıl yazılabilir ki?

  
12 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın