• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Edebiyat Gazetesi

Kültür Sanat Edebiyat Haber Gazetesi

Beste Bekir
bestebekir@hotmail.com
"SEVME SANATI" ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
26/04/2021
        Erich Fromm'un 1956'da yayınlanan "Sevme Sanatı" adlı kitabı, bir kitaptan daha fazlasıdır. Birkaç nesil için ilham kaynağı olan bu yapıt, hâlen güncelliğini korumaktadır. Kitapta, sevmenin teorisi üzerinde durulmuştur. Sevmeyi, sevginin tanımı, türleri, Batı toplumunda yaşanış biçimi ve insana saygı temelli sevgi olmak üzere dört bölümde inceler.

        Fromm, "Aşk hiç kimse için kolay bir duygu değildir" diyerek sevmenin, varoluşumuza başka bir yaşamı katmak, bedeni ve kalbi birleştirmek, deneyimimizi genişletmek, kimliğimizden vazgeçmeden iki olmak anlamına geldiğini ifade eder. Ona göre aşk, kişinin sevdiği kişiyle kendisini bir baloncuğa kapatması değil, kendisini dünyaya ve bilgiye açması demektir. Sevmek, risk almak, rutinin bize sağladığı güvenliği terk etmektir. "Aşk bir sanattır" diyen Fromm, onun bir alışveriş olmadığını vurgulamak ister. Gerçek aşk sevilmekten değil, sevmekten ibarettir ve fiziksel ve sosyal olarak çekici bir kişinin varlığından kaynaklanan "aşık olma" veya hayranlıkla karıştırılmamalıdır. Tüketim toplumunda, sosyal ve duygusal ilişkileri metalaştırma eğilimi vardır. Sevmek, bir nesneye sahip olmak değil, kaçınılmaz olarak başarısızlığa yol açacak mantıksız beklentiler olmaksızın başka bir kişinin yakınlığına girmektir.

        Sevmek, düşüncesiz bir cinsel çılgınlığa karışmak değil, kişilerarası birliğe doğru yürümek demektir: "Sevgisiz cinsellik, iki insan arasında yalnızca anlık var olan boşluğu kapatır." Sevgi boyun eğme ya da egemenlik değil, özgürlük ve özerkliktir . Bağımlılıkla karıştırılmamalıdır; çünkü "aşkta bir olan ve yine de iki olan iki varlığın paradoksu vardır". "Olgun aşk", her biri "kendi bütünlüğünü, kendi bireyselliğini" koruduğu zaman bir çiftte somutlaşır. Bizi gerçekten seviyorlarsa, varoluş şeklimize saygı duyacaklardır. Sevmek temelde vermektir, istemek veya talep etmek değildir. Aşk, bizi daha insani ve destekleyici yapan bir kişisel gelişim biçimidir: "Seven kişi karşılık verir." Kendi iyiliğiniz kadar başkalarına karşı da sorumluluk hissedersiniz. "Olgun aşk" asla sahiplenme değildir.

        Fromm, sevmenin farklı yollarını inceler: Ebeveynler ve çocuklar arasındaki sevgi, kardeşçe sevgi, bedensel aşk, kendini sevme ve Tanrı sevgisi. Fromm, babalık sevgisi ile anne sevgisi arasında ayrımlar yaparak zamanının klişelerinden faydalanır. Çünkü kitabı, feminist hareket henüz Batı toplumunu dönüştürmemişken ortaya çıkmıştır. Belki de bu yüzden annenin sevgisinin koşulsuz ve babanın sevgisinin tamamen koşullu olduğunu ifade eder. Çocuğunu sorgulamadan seven anne figürüne karşılık baba, çocuğa öğreten, ona dünyaya giden yolu gösteren kişidir. Fromm, çocuklarını manipüle eden, onlara suçluluk ve çaresizlik aşılayan annelerden bahseder. Bu tür anneler genellikle psikolojik sıkıntıların ana nedenidir. İtaat ve teslimiyet talep eden otoriter ve uzlaşmaz baba figürü de çocuklara bir o kadar zarar verir. Aşırı korumacı anneler özellikle zararlıdır, olgunlaşma sürecini engeller, hatta yavaşlatır. Yetişkin ve dengeli bir kişilik oluşturmaya yönelik bir eğitimin son ve gerekli aşamasını oluşturan çocuğun ayrılığını kabul etmezler.

        Fromm'a göre, sevgi çiftle sınırlıysa, gerçek, olgun bir aşk yoktur. Bu tür ilişkiler sevgiyi değil, derin bir bağımlılığa sahip simbiyotik bir ilişkiyi ifade eder. Bu tip ilişkilerde yaygın bir bencillik olduğu söylenebilir. "Bir kişiyi gerçekten seviyorsam, tüm insanları seviyorum, dünyayı seviyorum, hayatı seviyorum" diyen Erich Fromm, kendi bedenimizi sevmenin bir başarı olmadığını savunur. Ona göre sevgi tüm insanlığa yayılmalıdır. Ancak o zaman, kişiye özgü olmayan bir sevgi olan "kardeş sevgisine" dönüşür. "Kardeş sevgisiyle, insan dayanışması, gerçekleşir." Bu şekilde fakirlere, dışlanmışlara, hastalara ve yabancılara sevgi gösterme eylemi gerçekleşmiş olur.

        Bedensel aşkı ise bağlanma deneyimi olarak açıklayan yazar, hassasiyetin fiziksel sevginin bir yüceltilmesi olduğuna inanmaz, başka bir kişinin yakınlığını, teninin dokunuşunu ve bakışlarının sıcaklığını deneyimlemenin doğrudan bir sonucu olduğuna inanır. "Birini sevmek sadece güçlü bir duygu değildir. Bu bir karar, bir hüküm, bir söz vermedir" der. Fromm sonsuz aşka inanır. İki insan birbirini sevmeye başladığında, sonsuza dek sürecek bir ilişki hayal ederler.

        Bir insanı sevmek için ilkin kendimizi sevmemiz gerekir. Kendini sevmek, bencil bir davranış değil, başkalarını sevebilmemizin ön koşuludur. Kendini küçümseyen, sevmekten acizdir ve sadece kendini seven kişi, başkalarına kayıtsızlık, düşmanlık ve korku ile baktığı için genellikle mutsuzdur. Fromm, Tanrı sevgisinin son derece zenginleştirici olduğunu düşünmekle beraber bu sevginin ataerkil bir figüre tapınma değil, bütünle, varlıkla ve yaşamla derin bir bağ hissetme arzusu olduğunu ifade eder. Ona göre Tanrı sevgi ve adalettir.

        Aşk, çatışmanın olmadığı anlamına gelmez. Ona göre aşk bir dinlenme yeri değil, "sürekli bir meydan okuma, bir hareket, büyümek ve birlikte çalışmak" tır. Aşk yalnızlıktan basit bir kaçış olamaz. Aslında, boşluğu veya rahatsızlığı yaşamadan yalnız olmayı öğrenmezsek nasıl seveceğimizi de bilemeyiz: "Dünyayla kendi kaynaklarımla yüzleşemediğim için başka biriyle bağlantılıysam, yaşadığım şey aşk değil, bağımlılık, korku ve güvensizliktir." Sevilen kişi cankurtaran olarak görülmemeli, hayat yolunda kişinin yanında yürüyen biri olmalıdır. Her bireyin tamamlayıcı veya kendine özgü hedefleri vardır. Sevmek için inanç ve saygıya sahip olunmalıdır. Fromm'a göre: "Sevmek, kendini garantisiz bir şekilde adamak, sevdiklerinde sevgi üretme umuduyla kendini tamamen vermek demektir. Sevgi bir inanç eylemidir ve az inancı olan kimsenin sevgisi de çok azdır ".

        Onun çalışmaları okuyucuya sevmeyi, özgür olmayı, başkalarının onun için karar vermesini kabul etmemeyi, farklı olma hakkını talep etmeyi öğretir. Kullandığı sade ve duru uslûpla kitapseverleri yapıtlarını okumaya davet eder. "Yaşamak her an doğmaktır" diyen Fromm'a göre sevmek için asla geç değildir.



1709 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

BAĞIMSIZLIK VE ÖZGÜRLÜK: KADIN KARAKTERLERİN PORTRELERİ - 04/06/2024
Gerek Türk edebiyatına gerekse dünya edebiyatına ait ünlü eserlerin merkezindeki kadın karakterlerden anlaşıldığı üzere, edebi eserler kadınları yalnızca romantik figürler olarak görmeyi reddeder.
POSTKOLONYAL EDEBİYAT: KİMLİK, AİDİYET VE DİRENİŞ ANALİZİ - 23/08/2023
Sömürgeciliğin bıraktığı sorunları felsefi ve edebi teoriyle açıklayan edebi akıma postkolonyalizm denir.
İNSANCIL EDEBİYAT - 18/12/2021
Edebiyat ideolojilerüstüdür, ideolojik ya da başka birtakım kalıplara sığdırılamayacak denli engin bir okyanustur.
FELSEFEDEN ŞİİRE UZANAN YOL: ORUÇ ARUOBA - 11/07/2021
Ahmet Oruç Aruoba, 14 Temmuz 1948'de Kocaeli'nin Karamürsel ilçesinde dünyaya gelir. Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu Fahri Aruoba ile şair, gazeteci Muazzez Kaptanoğlu'nun üç çocuğundan biridir.
DİRİM - 02/06/2021
Hayalin Işıltılar İklimi'nden "Dirim" isimli şiiri...
KADININ ŞİİRSEL SESİ: GABRIELA MISTRAL - 12/05/2021
"Öpücükler" şiiri, en popüler şiirlerinden biri olmasının yanı sıra, Gabriela Mistral'ın ruhunun şiirselliğini de gözler önüne sermektedir.
BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİĞİN ÖDÜLLÜ YAZARI - 11/04/2021
Halk arasında Gabo veya Gabito olarak bilinen Gabriel Garcia Marquez, Latin Amerika'nın en önemli edebiyatçılarından biridir ve büyülü gerçekçiliğin bir temsilcisi olarak anılan Kolombiyalı bir yazar, gazeteci, şair, editör ve senaristtir.
MODERNİZME BİR BAŞKALDIRI: ULTRAİZM - 27/03/2021
Edebi ultraizm, I. Dünya Savaşı'nın sonunda ortaya çıkan bir İspanya ve Latin Amerika kökenli harekettir. Ultraist hareketin temel amacı, modernizme ve 98 Kuşağı'na karşı cephe oluşturmaktır.
HAYATA TUTUNAMAYAN ŞAİR: GEORG TRAKL - 17/03/2021
Trakl şiirlerinde çürüme, yalnızlık ve ölüm düşüncelerini âdeta ete kemiğe bürüyerek biçimsel ve tonal güzellikle birleştirir. Özellikle geç dönem şiirleri kıyamet duygusu ile karakterize edilir ve yaklaşan bir felaket hissini aktarır.
 Devamı